Bütün Edebiyatım Sensin

Nasıl özledim belli değil, bütün günün yükü ile eve geldiğimde seni görmenin hafifletici gerçeğini. Koltuğa uzanıp gözlerinden yorgunluk kahvesi içmeyi ve gamzene bütün derdimi tasamı sığdırmayı nasıl özlediğimi anlayamazsın. Bir dokunuşun yeter bana, nefes almam için. Bir gülüşün yeter bana, ertesi güne uyanmam için. Bir bakışın sevgilim kafamdaki bütün kara bulutları dağıtır. Bir hüzün ıslığı ile çağırırım seni ve sen atının terkisine biner dört nala uzaklaştırırsın kederimi. Keder ki sevdamızın zıt ve süt kardeşidir. Zamansız geldin diye zamansız gideceksin diye bir kaide yok. Hayır sevgilim toparlanma vakti değil şimdi. Çıkar bavulundan bütün sevda şiirlerini. Zira benim bütün edebiyatım sensin…

İki Kelâmlık Aşk

Sen bir kelam etsen,
Bende bayram sabahı yaşanır.
Sen bir kelam etsen,
Aşkımız anayasada yer bulur.
Sen bir kelam etsen,
Kalbim sevda krizi geçirir.
Sen bir kelam etsen,
Gamzemde mevsim çiçekleri açar.

Sen bana bir baksan,
Çocukluğum pedal çevirir.
Sen bana bir baksan,
Babam saçımı okşar.
Sen bana bir baksan,
Annem tüm savaşları kazanır.
Sen bana bir baksan,
Bütün ailem gözlerin olur.

Sen bana bir adım gelirsen ,
Ben kalbinde bitiveririm.
Sen beni bir seversen,
Ben sana ömürlük olurum.

Gözlerine Susarım

Konuşmayı pek beceremem. Uğruna sayfalarca methiyeler yazarım, ama karşında lâl olurum. Bütün şiirleri, türküleri sana çeviririm. Kalemim kağıdım sen olursun ama ben gözlerinle kalınca tek kelime bile edemem. Ama doğrusu budur. O gözlere bakarken konuşmak ayıp kaçar. Susarım, ki bazen konuşmanın en akıcı halidir susmak. Gözlerinin mavisinde boğulmak ister gönlüm. Kendimden kaçtığım yolculuklarda gözlerine rastlarım. Bir dinleme tesisi edasıyla karşılarlar beni. Yol güzel diyen ben, yola küserim. Gidemem senden. Dinlenir kalırım belki bir ömür kollarında.

Mutluluğu Haraca Bağladık

Ben seni nereden tanıyorum ya? Ruhumun benden habersiz seni böyle sarması imkansız. Gözlerinin gözlerime bağlı kaldığı saniyelerde dünyada barış ilan edildiğine yemin edebilirim. Ben ki denize sevdalı biri olarak söylüyorum; gözlerinden daha güzel bir deniz görmedim. Kara kışta bile korkmadan dalabilirim en derinlerine doğru. Gözlerinden mavi yolla sevgilim. İçimdeki kederi dağıtmanın tek yolu budur… Her gülümsemende yanağındaki gamzeye bütün derdimi sığdırabilirim. Rüzgar ile bir olan ve pamuk tarlası yumuşaklığında olan saçlarına babasından korkan bir çocuk gibi saklanabilirim. Aç gönlünü güzel kadın, mutluluktan haraç alma vaktimiz geldi. Bana kendini yolla sevdiğim, bu hayatı sevmemin tek yol budur…

Keenlemyekün

Nicedir buraya gelmemiştim. Özlemişim bu bankı. Duygularım gibi dalgalı bu denizi. Aklım gibi bu yemyeşil ağaçları. Gönlüm gibi bu temiz havayı. Özlemişim bu köşede dilimi susturup gönlümle konuşmayı. Zira nicedir insanlarla konuşamıyorum. Onlarla konuşmak yerine onlarla susmayı tercih ediyorum. O kadar ki bana sırtını dönmeyen kalemimle bile susuyoruz. Kağıt ile saatlerce birbirimize bakışma merasimi bile son bulmuştu. Ama anladım ki bir sigaraya bir de yazma eylemine eninde sonunda geri dönüyorum. Çünkü içimde bir yerlerde halen anlaşılma ümidi var. Kimse anlamazsa bile kalemim anlar diyorum. Zaten bu duygu değil midir insanı ertesi güne başlatan? Bu duygu değil mi bana oksijen olan? Merhamet ya da anlayış beklemiyorum yanlış anlamayın. Anlaşılmayı bekliyorum sadece. Belki de bir yere yaslanmayı özlüyorum. Belki bir ağaca belki bir insana…

Şair Sesli Kadın

Şimdi söyleyeceklerime ilk başta kızacaksın belki. Ama sonunda boynuma atlayacağına garanti veriyorum. İyi dinle beni şair sesli kadın.

Tanıştığımız ilk günleri hatırlıyorum. Açıkçası öyle bir şahanelik görememiştim. Kara kaşlı, esmer tenli, gayet standart, düz bir kadın demiştim. Çekiciliği yok ki bunun dedim içimden. Ancak sen zamanın tokadı ile beni serseme çevirdin. Meğersem bir şiirlik ömrüm varmış. Dudaklarından süzülen mısraların kulağıma ulaşması yeterleymiş. Sesinden dinlediğim her şiirde biraz daha tanrılaştın gözümde. Her dize seni biraz daha Tomris Uyar’a , Didem Madak’a, Nilgün Marmara’ya benzetiyordu. Ama sen hepsinden yüce bir ışık ile aydınlatıyordun gecemi. Gözlerimin önünde şair sesli bir kadın duruyordu. Ve her zerresi ile bana ait. Sen yeni bir edebiyat akımıydın…

Bitmeyen Özlem

Evet halen çok özlüyorum. Senin hayal edemeyeceğin kadar. Bazen gecenin en karanlık ve en yalnız saatlerinde kalbim ağrıyor. Sanki kalbim yerinden çıkıp sana gelmek istiyor ama bedenim buna izin vermiyor. Mecazen değil gerçek anlamda kalbim ağrıyor. Çekip çıktığın kapıdan yarın gelecekmişsin gibi düşünmeyi seviyorum. Çünkü evet halen özlüyorum. Ama bir şeye netlik kazandırmamız lazım. Seni değil kendimi, yaşadıklarımı ve bir zamanlar yaşanması ihtimal olan anıları özlüyorum. Seninle saatlerce bir salıncakta oturup sen kollarımda iken güneşin doğuşunu izlemeyi özlüyorum. Doğan günün bizim için doğduğunu hissetmenin verdiği mutluluğu özlüyorum. Son defa da olsa sadece seni görmek için kilometrelerce yolculuk yapmayı özlüyorum. Yol boyunca şehirler arası otobüsün camından yansıyan aptal gülümsememi görmeyi özlüyorum. Kendimden geçip sana gelmeyi, sende dinlenmeyi özlüyorum. Daha nice hatıra içimde ihtilal sebebi iken sen bunlardan bihaber yaşamını sürdürüyorsun. Tabii buna sürdürmek denirse. Çünkü sen söylemiştin bana sevmeyi sen öğrettin diye. Şimdi benim öğretilerim ile başka dersliktesin.

IMG_20200525_032804_276

Yedi Tepeli Dostum

Kendimi bildim bileli senin ile beraberim yedi tepeli dostum. Gözümü sana açtım. Ama buna açmak denirse. Acısıyla tatlısıyla 22 sene geçirdik seninle. Biliyorsun bazıları gibi ihanet etmedim sana. Kaçıp gitmedim başka yerlere. Ama üstüne alınma imkanlar izin vermedi. Yoksa benim de aklımda var kaçıp gitmek. Ama hakkın ödenmez, eyvallah! Her köşende bir anı biriktirdim. Yani geçme gücüm olan köşelerden bahsediyorum. Artık sen bile unutmuşken mahalle kültürünü, sonlarına yetişebildim. Unutamam o top oynadığım sokakları, yemek molası yaptığım apartman aralarını ve elbette aşk gözlediğim köşe bucakları. Kim unutabilir her aralıktan hatırlattığın gelecek kaygısını? Asgari ücrete tabi hayalleri ve asgari sınırlardaki mutluluk sellerini? Unutamam hastane kuyruklarında bana hatırlattıklarını. Ya da unutmama izin vermediklerini. Senden iyi bilirim Cerrahpaşa Hastanesi’ni. Zira bendim dayak yememek için bile oraya kaçan ve bloklar arası geçiş yapan. Malumun evim olmuştu bir ara o koridorlar. Nereden nereye geçiş vardır iyi bilirim. Unutmadım çocuk yaşta, gecenin bir yarışı sokaklarında başı boş gezerken düşündüklerimi. Evimden çok senin sokaklarında aradım kederimin ilacını. Ancak geç anladım evim de sendin, sokaklarım da. Ben 1.70’lik bedenime sığdıramazken bunca şeyi, sen nasıl sığdırdın kendinde dostum? Hangi sokağında gizledin annemin sesini, saçlarını, bir ordu kuvvetinde olan enerjisini? Hangi köşeyi dönsem bulurum o günlerimi? Hangi caddeden geçip gitti babam? Hangi esnaf tanıklık etti buna? Ya da sen hangi ayyaşa sokakları çıkar hale getiriyordun da onu görmezden geldin? Hangi eve saklandı babam söyle yedi tepeli dostum? Hangi tepede o ev? Zira ben çıkar sokak bulamıyorum. Hangi mahalle arasından geçip gitti omuzunda sekosu, kafasında sekiz köşe kasketli adam? Söylesene dostum hangi okul çıkışında kaldı benim ara sokak aşklarım? Hangi zili bekler onlar şimdi? Hangi dersi beklemekte? Ben hayat bilgisi dersini veremedim halen. Uğruna şiirler yazdığım, dostlardan borç alınarak hediyeler aldığım, o white chocolate mochasını yudumlarken benim su içtiğim aşklarım neredeler? Nerede anneme benzeyen kadınlar? Haklısın benzemez kimse ona. Peki sıkıldın bu dost muhabbetinden, gitmen lazım biliyorum. Ama gün aymadan, camilerinden ezan sesleri yükselmeden, metrobüslerinde akrabalık ilişkileri kurulmadan bir açıklama yap bana dostum. Hangi çıkar sokağa saptı benim dostlarım? Ben çıkmaz sokağı kendime mesken edinmişken. Hangi okul çıkışı kavgasında, apartman arasında kirli gömlek ile bıraktın onları? Nerede benim bir paket sigarayı uğruma feda eden arkadaşlarım? İşte bu senin suçun olmalı. Sen kirlettin onları. Zira biz bilirdik, dostun sözü bin aşığın sazından yeğdir….

WhatsApp Image 2020-05-22 at 03.07.20

Hüznü Kendime Ayırdım

Öylesine bankta otururken yanıma bir delikanlı geldi. Adını bile sormama gerek kalmadan başladı anlatmaya. Saf ve korkusuz dostlarını anlattı. Ama öyle ölüme gidilen cinsten dostlar değil! Tam tersine yaşamayı değerli kılan dostlar. Zira haklıydı. Gerçek dostluk seni ölüme değil yaşamaya iter. Dostları ile geçen yıllarını anlatırken bilfiil yaşadım desem yeridir. Evdekilerin cebinden araklanan paralar, kız arkadaşa söylenen evdeyim yalanları, babanın habersiz ödünç alınan arabası, hatta aynı kıza aşık olma kısımlarında biraz tebessüm etmiş bile olsam hüzünlü şeylerdi anlattıkları. Yoksa ben miydim hüzünlü kısımlarını kendime ayıran? Evet ama “Artık yeter benden bu kadar” dediğin anda yanına koşan ve “Ben yanındayım, tut elimi” diyen bir dost, hüznü de beraberinde getirmez mi? En sade alkol masalarını; sohbeti ve dert süngeri tavrıyla süslendiren bir dost, hüzün katmaz mı size de? Galiba bir tek benim bunları hüzünlü bulan. Zira bütün dostluklar bir fotoğraf karesinde yaşamakta artık. Aileye dönüşen dostlardan bir hazan yaprakları hikayesine. Hazanın ardından baki kalan ağacın hikayesi bu aslında. İlkbaharı beklemeye hali kalmayan. Ama beklemeye mecbur…

20200430_013028

2020’nin Suçu Yok

Sizi bilmem ama ben yoruldum. Bu dünyadan, insanlardan, düzenden. Daha 22 yaşındasın dediğinizi duyar gibiyim. Sıkıntı bu zaten. Daha 22 yaşındayım be. O kadar çok tüketme meraklasıyız ki kendimizi tükettiğimizi görmüyoruz. Felaketler, salgınlar, kıtlıklar, siyasilerin aptal aptal demeçleri ve can acıtan yasalar. Doğru ifade bu bence. “Can acıtan”. Artık canım acıyor…

İnternette herkes 2020’ye kızıyor. Oysa geçen günlerin bir suçu yok ki. Yarın 31 aralık olsun diyelim. 2021 çok mu farklı olacak? Bütün bu olanların sebebi biziz. Doğa ile savaşan kendi mezarını kazar. Oysa doğa bizim olamadığımız kadar kibardır. Haber verir felaketlerini göndermeden önce. Görüp duyabilene tabi. Oysa biz bu süreçte televizyonlara çıkıp her şey yolunda demekle yetiniriz. Nükleer santraller, HES’ler kurarız her yana. Doğa ile o kadar zıtlaşırız ki bir virüs bulaştığında bile suçu ona yükleriz. Oysa hepimizin hayalidir bir ağaç altında oturmak. Artık o ağaçların olduğu yerde göğü delen gökdelenler var. Gökdelenlerin olmadığı ağaç diplerinde ise tacizciler. Çocuk, kadın, erkek diye ayrım yapmaya gerek yok. Zira bu dünyada köpeğe bile tecavüz edenler var. Bu kadar pis olmayı nasıl başardık? Ciddi ciddi soruyorum kalbimizin taşa evrimi nasıl ve ne zaman gerçekleşti? Hiç kitap okumamış gibisiniz falan diye geyik yapmayacağım hayır. Şunu soracağım; bir anne gülümsemesini nasıl unuttunuz? Hatırlayan bir insan bu kadar katil ruhlu ve narsist olamaz…

Söyleyeceğim çok şey olduğu için susmak zorundayım. Zira bir başlarsam duramam. Duramazsam bir daha konuşamam. Günü geldiğinde daha çok konuşmak için şu an biraz susuyorum. Belki bir gün bir sahnede bunları anlatırken karşılaşırız. Belki buna gerek bile kalmaz. Çünkü bir sahneden ibarettir tüm hayatımız…